Buğdayımız Tükeniyor, Gelecekte Bizi “Sanal Ekmek” Bekliyor

Yakın zaman önce açıklanan Buğday Atlası Projesi raporuna göre Türkiye genelinde üretilen buğdayın çeşitliliği, kalitesi ve üretimi ciddi tehlike altına girmiş bulunuyor. Tedbir alınmazsa çok da uzak olmayan bir gelecekte buğdaysız kalabiliriz.

Buğday Atlası projesi, gıda güvenliği açısından Türkiye’nin buğday çeşitliliğini öne çıkarmayı, yerel buğday çeşitlerinin karşı karşıya bulunduğu tehlikelere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor.

bugdayatlasi_01

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Göbeklitepe’de doğup dünyaya yayılan, dünyada en fazla üretimi yapılan ve tüketilen buğday, milyarlarca insanın gıda güvenliği için en temel kaynaklardan biri olan buğdayın çeşitliliği tehlike altında.

Küresel Tehlike Yetmedi, Biz Daha Fazla Yokettik

Doğal kaynakların azalması, dünya nüfusunun artması ve iklim değişikliği gibi tehlikeler tarım alanlarını, tarımsal üretimi, dolayısıyla gıda güvencesini tehdit ediyor.

WWF-Türkiye ve ETİ Burçak, hazırladıkları Buğday Atlası projesiyle, gıda güvenliği açısından Türkiye’nin buğday çeşitliliğini öne çıkarmayı, yerel buğday çeşitlerinin karşı karşıya bulunduğu tehlikelere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor.

bugdayatlasi_04a

Proje ile özellikle siyez, kavılca ve gernik gibi yok olma riski altındaki buğday çeşitlerini Türkiye’nin gündemine taşınmak isteniyor.

Raporun sonuç bölümünde ise şu çarpıcı ifadeler yer alıyor:

Günümüzde tarım topraklarının büyük bir bölümünde endüstriyel tarım yapılıyor. Bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, endüstriyel tarım ya geniş alanlarda yapılan hububat monokültürü, ya da büyük ölçekli hayvancılık faaliyetleriyle kendini gösteriyor. Endüstriyel tarım uygulamalarında genellikle;

• Yüksek miktarlarda enerji ve su tüketilir.
• Aşırı miktarda kullanılan tarım kimyasalları nedeniyle tatlı su kaynakları, denizler, yeraltı/yüzey suları kirlenir.
• Yoğun tarım, yanlış tarım teşvikleri, drenaj ve sulama sistemleri, tarla kenarları ve teraslarının yok edilmesi doğal habitatların azalmasına yol açar ve türlerin/popülasyonların yok olma sürecini hızlandırır.
• Tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerle yapılan bitkisel üretim ve çok miktarda hayvan dışkısının toprağı nitrat ve fosfata boğduğu yoğun hayvancılık faaliyetleri sonucu toprak yapısı bozulur. Ayrıca her yıl binlerce ton toprağın en verimli üst tabakası erozyona uğrar.
• Yoğun zirai faaliyetler, metan ve azot oksitler gibi sera etkisi yaratan gazların artışına yol açarak küresel iklim değişimini hızlandırır. Tarım ilaçlarının aşırı kullanımı sonucunda kimyasalların yüzde 50-90 oranında havaya karıştığı, yağmur ve karla birlikte çok uzak bölgelere taşınabildiği bilinir.
• Bazı tarım ilaçları yeryüzünü güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyan ozon tabakasının incelmesine neden olur. En tehlikeli kimyasallardan biri metil bromid -ki CFC gazlarıyla kıyaslandığında en az 30 katı daha fazla zarar verir- ozon tabakasındaki zararın yüzde 10’undan sorumludur.

Endüstriyel tarımın doğal çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması ancak üretim, nakliye, perakende ve tüketim aşamalarında sürdürülebilirlik ilkelerinin yerine getirilmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle arazi kullanımı iyi planlanmalı; su kaynakları ve enerji verimli kullanılmalı; nakliye, atık ve israf azaltılmalı ve geri dönüşüme önem verilmelidir.

Endüstrileşme, yapılaşma ve kirlenme gibi nedenlerle doğal bitki örtüsü ve habitatların yok olması, tüm insanlığı ilgilendiren ve bir dizi önlemin alınmasını gerektiren endişe verici bir sonuçtur. Alınması gereken önlemlerin başında; sürdürülebilir tarım (doğal çevreyle uyumlu) politikaları geliştirmek, yanlış tarım uygulamalarını değiştirmek, üreticileri bilgilendirmek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak gelir. Bu önlemlerden bazıları aşağıda daha kapsamlı bir şekilde irdeleniyor.

Yerinde Korumanın Önemi

…Türkiye’de gen bankaları gibi yeri dışında koruma çalışmalarının çok başarılı örnekleri olmasına karşın, yerinde koruma çalışmaları ne yazık ki yetersiz kalmıştır. Bu amaçla koruma alanları artırılmalıdır…

…Gerek biyolojik miras, gerekse kültürel anlamda kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel bilgi ve arazi kullanım uygulamaları, modern buğday çeşitleriyle rekabet edemeyen yerel buğday çeşitleri ve bunların yabani akrabaları koruma altına alınmalıdır…

Küresel İklim Değişikliği ve Buğday Tarımı

Ülkemizin çeşitli bölgelerinde soğuk zararı veya kuraklık nedeniyle buğday üretiminde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Özellikle yurt dışından getirilerek çok kısa sürede tescil ettirilen buğday çeşitleri, yerel ekolojik koşullar dikkate alınmaksızın bütün bölgelere önerilebiliyor. Sonucunda, tarlalarda önemli verim kayıpları ortaya çıkabiliyor ve üreticiler büyük maddi kayıplara uğrayabiliyor.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim değişikliği tehlikesi, buğday üretim sistemimizde bazı değişiklikler yapılmasını gerektiriyor. Bu nedenle kurağa, soğuğa ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı çeşitler geliştirilmeli ve bu çeşitler iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi olası sorunlu bölgelerde
üretilmelidir…

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve Buğday

Genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) diğer akraba türlere doğal tozlaşma yoluyla gen bulaşması, biyoçeşitliliği olumsuz etkileyebilir ve üstelik bu durum evrim sürecini istenmeyen yönde değiştirme riski yaratabilir. Tarımsal üretim de bundan olumsuz etkilenebilir. Bu yöndeki kuşkular, evrim sürecinde türler arası melezlenmelerin olması ve sadece genlerin değil, gen setlerini barındıran genomların dahi aktarılabilmesi sebebiyle, haksız değildir…

…GDO’lu ürünlerin patent alması ve dağıtımı kontrol altında tutulmalı, tüketiciler bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Bu bağlamda yerel buğday çeşitlerinin, geleneksel tarım ve organik tarım çalışmalarının korunması ve desteklenmesi çok daha önem kazanır…

Sürdürülebilir Tarım Politikaları

Tarım ve çevre koruma politikaları birbirleriyle uyumlu ve birbirini tamamlayıcı olmalıdır. Tarım sektörü artık ekolojik prensipleri dikkate, hatta merkeze almalıdır. Doğal çevrenin korunması, aynı zamanda tarımın geleceği açısından da önemlidir. Bu nedenle, sürdürülebilir tarım yaklaşımı benimsenmelidir.
Sürdürülebilir tarım, tüm canlı organizmaların doğal çevreleriyle bağlantılarını(ekolojik kuralları) dikkate alan bütünsel bir yaklaşım sergiler. Türkiye’de son 20 yıldır organik tarım çalışmaları yaygınlaştı ama aşırı kimyasal gübre ve tarım ilacı kullanılan yoğun tarım uygulamaları devam ediyor…

…Bütün bu eylemler, buğday ve tahıl çeşitlerimizin ve yabani akrabalarının korunmasını, geliştirilmesini, araştırılmasını ve farkındalık yaratılmasını amaçlar. Bunların hayata geçirilebilmesi için kamu kurum ve kuruluşları, bilim dünyası, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği şarttır.

Raporun tamamına bu adresten ulaşabilirsiniz:

bugdayatlasi_02

– W/İnadına Haber / 17 Ekim 2016 Pazartesi –

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s