23 Nisan Kimin Bayramı ve Neden Kutlamamalıyız! // Sedat Yağcıoğlu

23 Nisan “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”; Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmesi sonucunda dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram olmasının “haklı” gururunu yaşatır her zaman.

Oysa hem bu bayramın resmi oluşum süreci hem de 23 Nisan’ın arkasındaki ideoloji incelendiğinde, cumhuriyetin kuruluş yıllarından günümüze kadar oluşturulmaya çalışılan “çocukluk kategorisinin” bütün çocukları kapsamadığı gibi, aynı zamanda “cumhuriyetin çocukları” kategorisine giremeyen pek çok çocuğun sorunlarını görünmez kılan bir işlev gördüğü de anlaşılacaktır.

23 Nisan’ın “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlanmasının arkasında oldukça ilginç bir tarihsel süreç yer almaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının birinci yılında, 1921’de kutlanmaya başlanan 23 Nisan Milli Bayramı, Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927 yılında ilan ettiği 23 Nisan Çocuk Bayramı’yla 1935’te Hakimiyet-i Milliye Bayramı’nın birleştirilmesiyle kutlanmaya başlanmıştır.

Ancak bu bayramın günümüzdeki resmi adını kazanması, bayramın ideolojisinin açığa çıkarılması açısından önemli bir ipucu sağlamaktadır. Söz konusu bayrama “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını veren 1980 darbesi döneminin Milli Güvenlik Konseyi’dir. Cumhuriyet döneminin ulusalcı hassasiyetleriyle çocuklara Kemalist ideolojinin sürdürülmesi şartıyla armağan edilen çocuk bayramının adını son koyan da bir cunta organizasyonu olmuştur. Neşe doluyor mu hâlâ insan?

“İdeal Türk çocuğu”

Bir ülkede çocuk bayramının varlığı, o ülkede çocuklara verilen değeri, çocuk hakları ihlallerine yönelik sıfır tolerans olduğunu ve çocukların kendi gelişimsel potansiyellerini harekete geçirebilecekleri koşullarda yaşadıklarının yekpare göstergesi olamaz elbette. Çocukluğun biyolojik değil, toplumsal bir kategori olduğu ve dolayısıyla farklı çocuklukların toplumsal bir inşa sürecinin sonucunda oluştuğu düşüncesi, modern bilimsel anlayış içinde yaygın biçimde kabul gören yaklaşımların başında gelmektedir.(1)

Türkiye’de çocukluğun toplumsal inşası, tarihsel olarak cumhuriyetin kuruluş yıllarına denk düşmekte ve Türkiye’nin çocuklara yönelik paternalist politikaların altyapısını “millileştirilmiş çocukluk” kurgusu oluşturmaktadır. “Paternalist politikanın milli öznesi” olarak kurgulanan çocukluk kategorisi çerçevesinde hedeflenen “ideal Türk çocuğu” yetiştirme projesi yıllardır işletilmeye çalışılmaktadır.(2)

Üstün olanın astına yönelik davranış biçimlerinin tümü olarak tanımlanabilecek olan paternalizmin temel olarak üç varsayımı bulunur: Çocukların güçsüz olduğu ve bu nedenle desteğe gereksinimi bulunduğu, çocukların rol ve sorumluluklarının anlayabileceği gelişim düzeyinde olmadığı ve çocukların cahil olması nedeniyle yetişkinlerin yönlendirmesine ihtiyaç duydukları yönündeki paternalist anlayış; çocukları ve aslında çocukluğu bir bütün olarak nesneleştirmekte ve yetişkinlerin tahakkümüne hapsetmektedir.

Milliyetçi pratikler

Bu paternalist anlayış temel olarak üç iddiasını toplumsal düzeyde kabul ettirerek yaygın biçimde benimsenmiştir. Çocukların politik özerklik için gerekli rasyonalite, bilgi ve deneyimden yoksun olduğu ve bu nedenle korunma gereksinimlerinin bulunduğu; çocukların olgunlaştıkça yetişkinlerin kendileri için aldıkları kararların doğruluğunu görecekleri ve onaylayacakları, yani çocukların mutlak olarak geleceğe yönelik bir rızalarının bulunduğu ve son olarak çocukların kendi hayatlarını kendi başlarına sürdürebilecek yeterliliğe sahip olmamaları ve bu nedenle yetişkinlere gereksinimleri bulunduğu iddiaları paternalist politikaların temel varsayımları olarak ortaya çıkmaktadır.(3)

Cumhuriyet döneminde uygulanmaya başlanan paternalist politikalar pratiğe üç kanaldan aktarılmıştır: resmi yetkililerin sözlerinde, mevzuatta ve milliyetçi pratiklerde.(4) Çocuklara bu dönemde üç kanaldan da çok sayıda rol ve sorumluluk yüklenmiş ve bu sorumlulukların başında ulusal aidiyet, ulusa bağlılık ve bu uğurda her türlü iç ve dış düşmanla savaşma çağrısı gelmektedir. Paternalist anlayışın bir sonucu olarak çocukların kamusal alandan dışlanarak özel alana hapsedilmesi ve varlık buldukları tek kamusal alan olan okulların da sıkı denetim ve gözetim altında tutulması, çocukların özgürleşmesinin önündeki temel sorunlardan birisini oluşturmuştur.

Cumhuriyet döneminde hız kazanan eğitimin millileştirilmesi projesi pek çok uygulamayı beraberinde getirmiştir: Eğitim müfredatı etnik ayrımcı öğelerle donatılmış; “Andımız”, “İstiklal Marşı Törenleri” oluşturulmuş, 23 Nisan başta olmak üzere “ulusal günleri ve kahramanları anma” gibi ulusal pratikler geliştirilmiş ve 80 darbesiyle mevzuatın da bu çerçevede oluşturulmasıyla paternalist politikalar günümüze kadar gelmiştir.(5)

Stadyumlar, şiirler, şovlar

Paternalist politikaların yapılandırılması sürecinde hedeflenen “ideal Türk çocuğundan” beklenen nitelikler de kurgulanmıştır. Buna göre; fiziksel açıdan kuvvetli, moral açıdan terbiyeli ve zihinsel açıdan akıllı olmak ideal Türk çocuğunun olmazsa olmaz nitelikleri olarak tanımlanmıştır.(6) Cumhuriyet döneminde Himaye-i Etfal  Cemiyeti tarafından çıkarılan “Gürbüz Türk Çocuğu Dergisi”nin 1926 – 1935 yılları arasındaki tüm sayılarının içerik analizi; cumhuriyetin kurucu ideologlarının çocuklarla ilgili hedefinin yalnızca biyolojik olarak sağlıklı olmalarını sağlamak değil, aynı zamanda cumhuriyeti politik açıdan da anlamlı kılacak ve hep bu politika için mücadele edecek vatandaş tipi yaratmak olduğunu ortaya koymaktadır.(7)

Bu hafta içinde bolca göreceğimiz; paternalist sistemin tek günlüğüne tersyüz edilerek üstün koltuklarını astları olan çocuklara bıraktığı uygulamalar; stadyumlardaki militarist, ırkçı şiirler ve tuhaf koreografilerdeki dans ve diğer bedensel şovlardan oluşan törenler; burjuva düzen medyasında “ışıltılı başarılara imza atmış” çocukların vitrine çıkarıldığı programlar aslında cumhuriyet döneminin 23 Nisan’ın bayramlaştırılması ideolojisinin ilkel birer göstergeleri sadece.

Bayramın kime ait olduğu belli

Bütün bu tarihsel süreçte, pek çok alanda olduğu gibi “çocuk politikaları” alanında da dönüşüm yaratma iddiasında olan AKP hükümeti, çocuklara yönelik paternalist politikaları muhafazakar değerlerle sürdürmektedir. Cumhuriyet dönemi paternalist politikaları ulusalcı, Kemalist değerler taşırken, özellikle son kesintili eğitim sistemi ile tamamen görünür olduğu biçimde günümüz çocuk politikası aynı paternalist anlayışı sürdürmekte ancak bu sefer “dindar nesil yetiştirme” hedefi doğrultusunda muhafazakar değerler benimsenmektedir.

Sonuç olarak, 23 Nisan bayramının çocuklara verilen değeri yansıttığı söylemi yok hükmündedir. Tam tersine 23 Nisan’ın çocuklar için bayramlaştırılması süreci, çocukların devletin resmi tezleri doğrultusunda yetiştirildiği politikanın somutlaşmış halidir. “Devletin gizli programının”(8) uygulandığı eğitim sistemi, cumhuriyetin yılmaz bekçileri olduklarını temsilen saatlerce ayakta bekletilip, birbirlerinin bedenleri üstüne çıkarak açılan bayrakların, kuşların yuvalarına göz dikecek kadar zalimleşerek savaşılacak düşmanlık anlatılarının olduğu şiirlerin(9) yer aldığı militarist stadyum törenleri, bu bayramın kime ait olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Bizler eğer çocukların kendi özgürlüklerini benimsiyor ve çocuk haklarının ancak özgür çocukluk içinde anlam bulacağına inanıyorsak, çocukların her türlü militarist ve muhafazakar değerlerden uzak olarak kendi çocukluklarını yaşamalarını istiyorsak, paternalist tahakkümün yıkıldığı, çocukların kimsenin ve hiçbir değerin esiri olmadan özgür biçimde çocukluklarını oluşturmalarını benimsiyorsak; bu ilkelerden oldukça uzak bir yerde duran 23 Nisan bayramlarını da bu nedenlerle kutlamamalıyız!

 

Sedat Yağcıoğlu

 

Dipnotlar:

1) Neil Postman (1995). Çocukluğun Yokoluşu, Ankara: İmge Kitabevi

2) Kemal İnal (1999). Paternalist Politikanın İdeal Türk Çocuğu, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 32(1).

3) Bob Franklin, (1993). Çocuk Hakları, İstanbul: Ayrıntı Yayınları

4) Kemal İnal (1999). Paternalist Politikanın İdeal Türk Çocuğu, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 32(1).

5) a.g.e.

6) a.g.e.

7) Alev Sınar Çılgın, (2004). “Genç Cumhuriyet”in Ütopyası: “Gürbüz Türk Çocuğu”, Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5(1)

8) Mine Tan, (1999). Çağlar Boyunca Çocukluk, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 22(1).

9) Arif Nihat Asya’nın Bayrak adlı şiiri ulusal bayramlarda en çok okunan şiirlerin başında gelmektedir.

 

Kaynak: bianet

Reklamlar

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s