Yeni Milli Trendimiz “Kirli Kal, Şanın Yürüsün”

16 Nisan’dan bu yana hep o konuşuluyor. “Şaibeli”, “şüpheli”, “tartışmalı” ya da dosdoğru “hileli”…

Başta tüm dünyanın da dikkatini çekti. Öyle ya; şu veya bu şekilde son 5 yıldır Türkiye’de yapılan her seçimde az çok “şüphe” bulunuyordu. AGİT temsilcileri hep “light” ifadelerle geçiştiriyor, tavsiye kararlarında bulunuyordu, “belki dikkate alırsınız da demokraside bir adım ileriye gidebilirsiniz” diye.
Ama dünyanın sabrının da bir sınırı var, hile hurda ayyuka çıkınca onlar da kapıp koyuverdiler. Cibuti, Katar vesaire basınını bileyiz ama demokrasi ve özgürlükleri özümsemiş tüm dünya ülkelerinin basınında hep o yukarıdaki temkinli ama bir o kadar da, kirlilini insanın yüzüne vuran ifadelerle yer aldı o “tarihe kapkara harflerle” geçen referandum.

Eğri oturup doğru konuşalım, öyle “sonsuz yalnızlık” veya “asarım keserim“li ifadelerden de uzak duralım; kimsenin Türkiye’ye ve Türkiye yurttaşlarına düşman olduğu, çekemediği, hep kuyusunu kazdığı, habire bölmek için gizli planlar yaptığı falan yok. Soğuk savaş dönemi çoook geride kaldı. Herşeyin hiper ve siber alemlerde uçuşa geçtiği o ‘küreselleşen’ dünyada o yere göğe koyamadığımız ‘jeopolitik açıdan çok stratejik‘ olan konumumuz da önemini hızla yitirmeye başladı. Ama bu arada Türkiye öfkeyle sağa sola saldırdıkça neredeyse bir imkansızı başardı; 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana bir ilki gerçekleştirdi ve ortadoğuda ABD ve Rusya’yı müttefik haline getirdi, ama teröre verdiği destek ve başına buyrukluğu yüzünden kendisine karşı…

Bu ülkenin eskiden sahip olduğu öz kaynakları, suyu, doğası, insan gücü, zekası da tükenme noktasına geldi. Üstelik, hem çevrenize hem de yakın geçmişimize azıcık bir dikkatle göz atıverin; kendimiz kuruttuk, tükettik, yaktık yıktık, talan ettik, küstürdük, kaçırdık… Yetmemiş gibi hala kaçırmaya, yok etmeye ve tüketmeye de hızla devam ediyoruz.

Ortadoğu, petrolü azaldıkça önemini de yitirmeye başladı. Hatta tam aksine neredeyse eskiden pay kapmak için bölgeye ajanlarını yığarken, tüm batılı sömürgecilerin artık “nasıl kurtuluruz bu cehennemden” demeye başladığı bir yer haline gelmeye başladı bile. Bir bakın; kuyuları kuruyan ilk petrol zengini ülke Birleşik Arap Emirlikleri, zamanında Dubai mucizesini gerçekleştirmeseydi, Birleşmiş Milletler büyük ihtimalle, Suudi uçaklarının bombardımanıyla zaten nefesi kesilen Yemen gibi BAE için de “açlık ve sefalet” uyarısı yapacaktı.
İki kere iki dört eder, Arap coğrafyasının bu petrol sefası bitiyor, biz diyelim 8-10 sene, siz deyin 10-15. Batı da, işi bitince hızla çekilmeye hazırlanıyor haliyle, e onca yılın tecrübesi var artık…

Hal böyle olunca, biraz da kafayı çalıştırınca taşların biraz daha yerlerine oturması gerekiyor, en azından düşünebilen zihinlerde. Elbette dünyada herkes kardeş, can ciğer dost falan değil. Heryerde ılıman da olsa esen milliyetçi rüzgarlar var ama kimse de pusuya yatmış, birbirinin, özellikle de bizim kuyumuzu kazar vaziyette falan değil. Herkes kendi geçmişlerinden, kanla yazılmış tarihlerinden, mücadelelerinden ve çektiklerinden az çok dersini almış, kendine çeki düzen vermiş ve birbirleriyle artık iyi ilişkiler kurup ileriye daha güvenle bakmak derdinde, uğraşında.

Peki biz ne yapıyoruz, ne tür bir paranoya içerisinde, hadi dosdoğru konuşalım, neyin kafasını yaşıyoruz?

Birazcık gerçekçi olalım, giderek küçülen dünya üzerindeki varlık değerimizin ve itibarımızın, iç politikada geçici popülizm yaratmaktan başka bir işe yaramayan o ucuz hamasi atarlanmalar ve “kendimizi taammüden yalnızlaştırma” politikalarıyla ne kadar küçüldüğünün bir farkına varalım. “sıfır sorun” diyerek çıktığımız yolda “sıfır iyi ilişki” noktasına vardığımızı görmek ne kadar zor olabilir ki? Dünya üzerinde sadece 3-5 gelişmemiş ülke kalmış dostumuz gibi görünen, onu bile türlü rüşvet ve teşviklerle sağlayabilmişiz. Kaldı ki alayını toplasan ne nüfusu bizim bir büyükşehrimiz kadar eder, ne de şanı şöhreti dünya üzerinde muteber.

Gitgide kendi yarattığımız yalnızlığımızda boğuluyoruz, kendi yarattığımız cehennemimize doğru yuvarlana yuvarlana gidiyoruz. İktidarın iç popülist kampanyaları öyle bir de başarılı oluyor ki, sadece bizim görebildiğimiz kendi icadımız terör örgütleriyle mücadeleyi “vatan savunması” makyajıyla bir güzel yutuyor, konformizmimize halel gelmesin diye gerçekte burnumuzun dibinde olanı ise görmezden gelebiliyoruz. Hatta bu kara propaganda ile başka ülke topraklarını işgali kendimizde hak görebiliyor, bombardımana boğuyor, kendimizinkilermiş gibi o ülkenin yurttaşlarını da katledebiliyoruz. İçeride gönülleri hoş tutabilmek adına, ABD ve Rusya’yı karşımıza almayı bile göze alarak kirli ve kanlı savaşlara yelken açıyor, koltukları uğruna herşeyi göze almışların gazıyla bile bile kendi ölümümüze koşuyoruz.

Üstelik öyle sersemletilmişiz ki, kendi idarecilerimiz tarafından tüm bu kaos ve karanlığa atılmışlığımıza rağmen, ev-iş-avm üçgeninde debelenebilmeyi, hazır metinli haberler ile bol afyonlu tv programları arasına sıkıştırılmayı “yaşamak” olarak addedebiliyoruz. Hatta öyle körleşmiş ve uyuşturulmuşuz ki, her geçen gün azalan ve sadakadan hallice gelirimizle, yine her geçen gün azalan alım gücümüzle hala birşeyleri “alabiliyor” olmayı ve üretmeden tüketmeyi “özgürlük” olarak bile kabullenebiliyoruz.

Vay halimize, ki, ne vay vay!…

Çıkış mı? Var elbette, uyanana, gözünü açana, hakkına sahip çıkmayı kafasına koyana, aklını başına alıp karanlıkla mücadeleye gönül koyabilene çözüm olmaz mı? Sürüsüyle hem de.

Ama önce kendimize açıkça itiraf etmemiz gereken tek birşey var;
Yaşamakta olduğumuz yalnızlığımızın sadece ve sadece kendi eserimiz olduğunun, kendi kirli kara sayfalarımızı artık dünyadan saklayamadığımız gibi, bağıra bağıra kendi hukuk tanımazlığımızı, insanlığa olan düşmanlığımızı dünya aleme haykırarak bu yalnızlıktan kurtulamayacağımızın artık kaçınılmaz bir şekilde farkına varmamız gerekiyor.

Aksi taktirde, merak etmeyin dünya yine dönmeye devam edecek, ama o dünyada artık bizim bir yerimiz olmayacak. Yitip giden ise artık sadece itibarımız ve insanlığımız değil, ülkemiz ve geleceğimiz olacak…

– W/İnadına Haber / 28 Nisan 2017 Cuma –

Kapak Fotoğrafı: Bülent Kılıç – AFP

Reklamlar

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s