Yüreğimiz Hala Göçük Altında: SOMA – Ragıp Varol

“Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.”
Murat Yalçın – Madenci / Soma

 

Soma Davası, üçüncü yılını doldurdu.

Bu ülkenin uzun süren davaları listesine girdi.

Hatırlayalım, Sivas 1993 Davası, Susurluk Davası, Hrant Dink Davası…

Sayı kuşkusuz çok daha fazla ama hepsinin en belirgin ortak özelliği herkesin malumu…

51 sanıklı davanın en son ertelenme gerekçesi,  FETÖ’nün ocakta sabotaj düzenlediği iddiasıydı. Bu bağlamda bir sonraki duruşma 11 Temmuz 2017’de yapılacak.

 

Kaza Öncesi

TMMOB Soma Raporu’ndan:

“Facianın yaşandığı Eynez Sahası, Karanlıkdere mevkiindeki IR 4009 ruhsat numaralı yeraltı kömür ocağının ruhsatı, bir kamu kuruluşu olan TKİ`ye aittir. Bununla beraber, söz konusu ocaktan kömür üretimi işi “hizmet alım sözleşmesi” kapsamında özel bir firmaya ihale edilmiştir.

Soma Kömür A.Ş.`nin en az 1.5 milyon ton/yıl üretim yaparak 10 yılda belirlenen alandaki kömürü üretmesi planlanmıştır. Soma Kömür AŞ. üretimi hızla arttırmış ve 2009 yılında 230 bin ton olan üretim 10 kattan fazla arttırılarak 2010 yılında 2,6 milyon tona yükseltilmiştir. Üretimdeki hızlı artış, daha sonraki yıllarda da devam etmiş ve 2012 yılında 3,8 milyon ton düzeyine kadar ulaşmıştır. İşçi sayısı da 3.000`lere ulaşmıştır. Son dört yılda yaşanan hızlı üretim artışları son derece çarpıcıdır.”

Aslında katliamın şekli ve arka planıyla ilgili bütün hukuki ve teknik gerekçeler, yorum ve görüşler, yalnızca burada bahsedilen çalışma koşulları göz önünde bulundurularak bile rahatlıkla devşirilebilir. Ancak biz yine de sürece bir mercek tutalım.

Teknik Detaylar: Kaza ‘Gelirken’

Yukarıda verilen üretim rakamları, her maden ocağında yıllık planlara göre belirlenir. Buna göre de aylık, haftalık, günlük üretim hedefleri konularak gerekli altyapı ve organizasyon oluşturulur. Dolayısıyla nasıl ocağa girmeden önce herkes nerede ne yapacağını aşağı yukarı bildiği gibi, amir/şef de önündeki hafta/ayda hangi galeride ne tür çalışmalar yaptıracağını bilir. Başka bir deyişle, herhangi bir madencilik faaliyetinin planlanmasında baz alınan ölçü, yıllık üretimdir.

Yukarıdaki raporda da görülebileceği gibi, Soma’da ocağın yıllık üretim hedefi sürekli değiştirilmiştir. Buradan şunu çıkarabiliriz: Soma’da iş organizasyonu, proje, çalışma yerleri, havalandırma, işçi sayısı, vardiya disiplini ve geriye kalan her şey, sürekli değişiklik göstermiştir. Bir maden ocağında kapasite arttırma çalışması, mevcut üretim rakamları ve buradan ileri gelen yapısallık göz önünde bulundurularak ayrı bir projelendirme gerektirir. Bunun es geçilmesi, mevcut proje üzerinde sürekli oynama yapılması, önceliğin İSG’ye değil üretime verilerek çalışılması, üstüne de birazdan değineceğimiz birçok teknik hatanın eklenmesi, söz konusu korkunç tablonun oluşmasında maalesef büyük pay sahibidir.

Soma kömürü, Balıkesir-Manisa faylanmasında yataklanmış, kalın ve geniş alana yayılmış bir damardır. Bölgedeki jeolojik olaylar nedeniyle söz konusu havza karbon kütlesi içerisindeki süreksizlikleri arttırmış, dolayısıyla kömür içten yanmaya müsait bir linyite dönüşmüştür. Aşağı yukarı 100 yıldır üretim yapılmakta olan havzada meydana gelen içten yanma olayları kayıtları da benzer şeyi söylüyor.

Dolayısıyla böylesi bir formasyonun üretim planlaması yapılırken belli önlemler ve özgün çalışmalar yürütülmeli, örneğin havza madenciliği perspektifi ile yaklaşmak birinci öncelik olmalıdır. Çünkü içten yanmaya müsait kömürü parçalayarak çalışmak, genel cevher kütlesinde ikincil çatlama ve porosite yaratacağı gibi, yeraltında damar içerisinde galeri kesişmelerini, ayrı projeleri çalışan farklı ocakların birbirine temasını olanaklı hale getirerek tehlike yaratacaktır.

Ancak, yalnızca firmanın değil onu denetleyen mekanizmanın da yaptığı en büyük hata, Soma’daki madencilik faaliyetine yalnızca üretim perspektifiyle bakmak ve teknik/mühendislik/İSG açılarından son derece sakıncalı kararlar almaktır. Bunlardan en önemlisi, havza madenciliği yerine TKİ’nin mevcut bölgeyi küçük ruhsat sahalarına bölmesi ve özel firmalara devretmesidir. İkincisi, söz konusu firmaların tek tek denetlenmesi, meseleye genel olarak havza ölçeğinde bakılmamasıdır. Üçüncüsü, bunların taşeron sistemi kullanılarak yani kayıt dışı çalışma, denetimsizlik, güvencesizlik gibi olgular göze alınarak yürütülmesidir.

 

Kaza

Bütün bu saydıklarımızın hazırladığı koşullar, firmanın – çok fazla panoyu aynı anda çalışmak, vardiya değişimini ocak içinde yaptırmak gibi – önemli ihmal ve hatalarıyla da birleşince, 14 Mayıs 2014 paşa vardiyası öncesinde gelen haberi ve sonrasındaki korkunç tabloyu ortaya çıkardı.

“Topuk olarak bırakılan kömür düzenli kontrol edilmediğinden, kendiliğinden yanma reaksiyonu öngörülemedi ve zamanla havalandırma vasıtasıyla ocağa verilen oksijenle temas ederek tam yanmaya dönüştü. Yangın 4 nolu kömür bandının bulunduğu anayola sıçrayınca önce söz konusu bant, ardından 3 nolu bant ile çevresindeki ahşap tahkimat, PVC borular, elektrik kabloları tutuştu. İlk müdahalede su ile soğutmaya başvurulduğundan, bu işlem sırasında açığa çıkan CO (karbonmonoksit) içten yanmadan açığa çıkanla birleşerek ocağa dağılarak madencilerin boğulmasına neden oldu. Otopsi raporuna göre, ölümlerin çoğu karbonmonoksit zehirlenmesi olarak açıklandı.” TTB Raporu

Yüreğimiz göçük altındaydı.

Sonrası

18 Mayıs’ta ÇSGB İş Teftiş Kurulu, ocağın güvenliğini sağlamak dışında yer altındaki bütün çalışmaları durdurdu. 21 Mayıs’ta TBMM’de Soma Araştırma Komisyonu kuruldu. 18 Eylül’de Prof. Dr. Ercüment Yalçın, Prof. Dr. Eyüp Akpınar, Prof. Dr. Ahmet Hakan Onur ve İSG Uzmanı Alparslan Ertürk, 126 sayfalık Soma Bilirkişi Raporu’nu savcılığa teslim etti. Rapora göre kazanın önlenebilir olduğu anlaşıldı. Duruşmalar başladığında Genel Müdür Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik, maden mühendisleri Yalçın Erdoğan, Ertan Ersoy, vardiya amirleri Yasin Kurnaz, Hilmi Kazık, teknisyen Mehmet Ali Günay Çelik tutuklandı. Daha sonra Soma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan sahte belge düzenlediği anlaşılarak tutuklandı.

Buradaki dört aylık süreçte yaşananlar, deyim yerindeyse ortaya tam bir Türkiye gerçekliği fotoğrafı çıkardı. En yüksek makamlardan “ölüm bu işin fıtratında var” gibi akıllara durgunluk veren açıklamalar geldi. Madende hayatını kaybedenlerin yakınlarından biri, başbakanlık müşaviri Yusuf Yerkel tarafından yerde tekmeyle dövüldü. Katliamın ardından kamuoyunun doğru bilgi alması ve kurtarma çalışmalarının organize edilmesi konusunda gösterdiği yoğun çabayla dikkatleri çeken Maden Mühendisleri Odası YK Üyesi Mehmet Zaman, MİGEM’deki görevinden sürgün edildi. Bölgeye psikolojik destek vermek üzere giden üniversite öğrencileri, demokratik kitle örgütleri, yardım ve dayanışma kuruluşları çıkarıldı ve yerlerine imamlar, tarikat üyeleri gönderildi. Yayın ve giriş yasağı getirildi.

Sonrasını biliyoruz.

 

Soma’dan Çıkarılması Gereken Dersler ve Türkiye Gerçekliği

 “Ahmet Yankın, madenden cansız bedeni çıkarılan ağabeyinin sarılı olduğu battaniyeyi, belki başkasına da bir yardımı olur diyerek Kızılay’a bağışlamak istedi.”

Bugüne kadar yaşananlar ve üzerlerine konuşulanlar, ne yazık ki ezberden okunan bir şiire dönüştü. Öyle bir şiir ki, uzun yıllar Türkiye’de yaşanan en yakıcı olaylar mısra mısra yazıldı. En önemli ders şuydu: o gün ve madencilerin ocaktan çıkarılma süreci esnasında yaşananlar, Türkiye’nin toplumsal olarak ne denli kutuplaştığının, mevcut idarenin baskının dozunu ne düzeyde arttırdığının göstergesiydi. İkincisi, özelleştirme ve taşeronlaşmanın çalışma yaşamını zorlaştırması, iş güvencesi hakkının gaspına yol açması, emek sömürüsünü derinleştirmesi gibi etkilerinden öte, bilim teknikle olan uyuşmazlığının da net bir şekilde açığa çıkıyor olmasıydı. Üçüncüsü, Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramının büyük öçlekli endüstriyel faaliyetlerde de hiç de göründüğü gibi yerleşmediğini, tıpkı küçük işletmelerdeki gibi yalnızca kağıt üstündeki bir prosedür olarak algılandığını ortaya koymasıydı. Söz konusu kar etmek olunca, her şeyin buna endekslenebileceği algısının insan yaşamı üzerinde ne düzeyde yıkıcı olabildiğinin en belirgin yansımasıydı.

Dava birkaç ertelemeden sonra sonuçlanacağa benziyor. Fakat Soma’yı yaratan koşulların düzelmesi, dolayısıyla yeni Soma’ların yaşanmaması için, mevcut toplumsal ve endüstriyel ahvale bakılırsa, hala çok uzun bir zamana ihtiyacımız var.

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s