Arpa Tükendi, Şuurunu Kaybeden Bakan Saldırdı: “Çevreyi Boşverin, İnşaat Yapın, Beton Dökün…”

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, bakanlığının asli görevlerini unuttu ve belediye başkanlarına ‘çevre faaliyetleriyle ilgilenmeyi bırakmaları ve kentsel dönüşüm kapsamında kentleri inşaat alanına çevirmeleri’ emrini verdi.

Sürekli olarak “teğet geçti“, “yok öyle birşey“, “ekonomimiz dimdik ayakta” gibi açıklamalarla 4 yılı aşkın süredir içinde bulunduğumuz ve giderek derinleşen ekonomik kriz, özellikle son zamanlarda kaynağı belirsiz ‘sıcak‘ para kaynakları da tükenen iktidarın tüm rant umutlarını tüketmeye başladı. Son olarak Manisa’nın Yunusemre ilçesinde düzenlenen ‘Kentsel Dönüşüm Çalıştayı‘nda konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, iktidarın tek umudu ve en iyi bildiği kent talanı faaliyeti olan, ancak son yıllarda alım gücünün düşmesi ve stok fazlazı oluşması dolayısıyla gerilemeye başlayan inşaat sektörünü, belediyelere çevre faaliyetlerini durdurarak ve ‘Kentsel Dönüşüm’e ağırlık vererek canlandırma talimatı verdi.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kentsel dönüşüme bakışını hatırlatan ve kendisinin, bunun ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdiğini belirten Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, neredeyse bakanlığının adını bile unutarak gerçekleştirdiği konuşmasında “Çiçek, böcek, sanatla uğraşmayın, kentsel dönüşüme öncelik verin. İnşaat sektörü Türkiye’de kalkınmanın lokomotifi olacak bir sektör olacak. Bugüne geldiğimizde kurduğumuz şehirlere baktığımızda bu şehirler için hangi medeniyet ismini veririz bilmiyorum. Arabesk medeniyeti desek doğrudur. En büyük şehirlerde 100 katlı gökdelen yanında bir baraka, yanında sanayi. Bilinçsizlikle şehirlerimizin canına okumuşuz.” sözlerini sarfetti.

Konut Stoğu İhtiyaçların Çok Üzerinde Ama Para Hırsı Bambaşka Birşey…

Özhaseki “Biz yıkmazsak deprem yıkacak” sözleriyle ‘Kentsel Dönüşüm‘e kılıf hazırlamaya çalışırken, tüm Türkiye’de yürütülen inşaat faaliyetleri sonucunda oluşan konut stokları, mevcut konut ihtiyacı ve hatta en az 10 yıllık gelecek projeksiyonundaki talep olasılığı ile karşılaştırıldığında dahi fazla veriyor. Şu an denetimsiz biçimde kentlerin her tarafında gerçekleştirilen inşaatların sonucunda oluşan konut stok fazlası 3 Milyon gibi bir rakama ulaşmak üzere. Üstelik, her ne kadar bakan ‘lokomotif sektör‘ olarak niteleyerek beton dökme faaliyetini ‘millileştirmeye‘ gayret etse de, başta inşaatlarda kullanılmakta olan demir olmak üzere pek çok malzemede yaşanan dışa bağımlılık, özellikle döviz’de yaşanan yükselişler dolayısıyla inşaat maliyetlerine de yansımakta ve bu nedenle bitirilen inşaatlar satılmasa bile, müteahhitler ve inşaat şirketleri karlarından da vazgeçmemek amacıyla konut iyatlarında bir indirime gitmeyi tercih etmemekte.

Ayrıca ‘Kentsel Dönüşüm‘ adı altında gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri, mevcutta depreme dayanıksız binaların yenilenmesinden ziyade, çoğunlukla kentlerde yaşam alanı olarak planlanmış ve kullanılmakta olan alanlarda gerçekleştiriliyor.
Bu kapsamda, sadece İstanbul’da deprem alanı olarak belirlenmiş 493 alandan sadece 77 tanesi kullanılabilir durumda. Geri kalan tüm alanlara çok sayıda site ve AVM inşa edilmiş durumda.
Ankara’da ise başta Atatürk Orman Çiftliği’nin tüm ormanlık alanını ortadan kaldıran ‘KaçAkSaray‘ ve müştemilatı olmak üzere, pek çok inşaat ya çok verimli tarım arazileri üzerinde, ya da şehir planlarında yeşil alan ve yaşam alanı olarak ayırılmış araziler üzerinde gerçekleştirilmekte.

Yeni Yapılanlar da Depreme Dayanıksız, Hatta Eskiler Daha Güvenli

İşin en ürkütücü boyutu ise, kullanılan inşaat teknolojisi neredeyse 15-20 yıl öncesi ile aynı iken, inşaatların eskisine nazaran yarı yarıya gibi bir sürede tamamlanıyor olması. Uzmanlara göre inşaatların bu şekilde kısa sürede gerçekleştirilmesi sonucunda, her ne kadar inşaat süresince gerçekleştirilen denetimlerde deprem yönetmeliklerine uygun yapılıyor görünse de, özellikle temellerin dayanıksızlığı, kullanılan malzemenin kaliteden çok maliyete göre en ucuzundan seçilmesi, inşaat esnasında kullanılan betonun usulüne uygun olmayan biçimde dökülmesi ve faaliyete alınması gibi pek çok etken dolayısıyla, eski binaların yerine yapılan veya zemin etüdü bile yapılmadan yeni alanlarda inşa edilen bu binalar, çoğu ‘eski’ denen binadan bile daha dayanıksız halde kullanıma sunuluyor.
Bundaki en önemli etken olarak ise, işçilik maliyetlerinde kısıntıya gidilmesi, malzemenin yönetmeliklerdeki koşulları sağlayan en ucuz olanlarından seçilmesi, inşaat süresinin olabildiğince kısaltılarak başlangıç yatırımlarının geri dönüşünde en kısa zamanın hedeflenmesi gibi yollarla, şirket ve müteahhitlerin karlılıklarını maksimum düzeye getirme çabası gösteriliyor.
Tabii hal böyle olunca Çevre Bakanı’nın bahsettiği depremin gerçekleşmesi durumunda en çok hasarın nerelerde yaşanacağını kestirmek de çok zor olmasa gerek.

‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında gerçekleşen bu ‘Rantsal‘ inşaat faaliletlerinde yaşanmakta olan gerçek anlamdaki bu denetimsizlik, iktidarın ve inşaat şirketlerinin asıl kaygılarının rantlarını en üst düzeyde tutmak olduğunun en büyük göstergesini oluştururken, gerek devletin, gerekse inşaat şirketlerinin en az önemsediği konu ise, ellerini sürekli olarak ceplerinden eksik etmedikleri yurttaşların can güvenliği ve yaşamları…

– W/İnadına Haber / 26 Ekim 2017 Perşembe –

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s