Gerçek Tehdit Terör Değil, Küresel Isınma ve Gıda Açmazı

Nesiller boyu “Yerli Malı” haftalarıyla büyüdük. İlkokularda coğrafya haritalarımız bölgesel tarım ürünleriyle bezeliydi hep. Tabii kafamız basmazdı o zamanlar rekolte nedir, yağmur oranları, iklim vesaire hasatı nasıl etkiler. GDO mu? Yoktu ki o zamanlar.

Derken küresel olarak ısınmaya başladık. Daha doğrusu 100 küsür yıldır ısınıyorduk da, bu kadar olduğunun yeni farkına vardık. Vardık derken, Türkiye değil tabii ki, dünya…

Elbette Türkiye de dünyanın bir parçası ancak son yıllarda küresel ısınmayı körükleyen enerji yatırımları ile fosil yakıtlara olan ve katlanarak artan bağımlılığımıza bakıldığında dünyadan da oldukça kopuk olduğumuz gözler önüne seriliveriyor.

Avrupa yakın bir gelecekte neredeyse tüm enerji ihtiyacını rüzgar ve güneş enerjisinden sağlayacak. Yapılan yatırımlar, sağlanan devlet teşvikleri zaten bunu açıkça gösteriyor. Büyük kentlerde giderek artarak, neredeyse adım başı yerleştirilen çıkan şarj istasyonları da, tüketicilerin otomobil taleplerini, benzin, dizel ve hatta hibrit otomobilden tamamen elektrikle çalışan araçlara yönelmesinin bir göstergesi.

ABD dahil, tüm batı ülkelerinde nükleer santral yatırımları durduruluyor, varolan sözleşmeler ise sürelerinin sonunda artık yenilenmiyor. Termik Sanral yatırımları ise artık gündeme bile alınmıyor.

Ülkemize baktığımızda ise tüm enerji yatırımlarımızın ithal kömüre dayalı Termik Santraller ve petrole dayalı olduğunu inkar edebilecek bir tane bile hükümet yetkilisi çıkamaz sanırız. Üstelik Elektrik Mühendisleri Odası’nın her sene açıklama yapıp “Enerji yatırımlarımızın karşılığı kadar bir enerji tüketimiz ve gelecekte de böyle bir ihtiyacımız kesinlikle yok” demesine rağmen. Üstelik Termik Santral’lerin tehlikelerini gölgede bırakan, işsiz kalmış ve facialarıyla nam salmış dünya Nükleer devlerine emanet edilen nur topu gibi 2 “Nükleer Facia Sanrali“miz kapıda iken…

Ha “Biz de Güneş ve Rüzgar enerjisine yatırım yapıyoruz” diyenler de çıkacaktır ancak bunların da göstermelik olup, halihazırda çevrelerindeki kasabaları bile besleyecek güçte olmadığını, çok merak edenler araştırıp öğrenebilir, bilgiler ortada.

Bu kadarcık bile göstergenin ışığında, bir kaç 3. dünya ülkesi ile birlikte kolkola, sırf birkaç yandaş inşaat ve ‘akraba efradından‘ enerji şirketini zengin edebilmek uğruna, tüm dünyanın tersi istikamette koşar adım ‘ilerlediğimizi’ görmek için de kılavuza ihtiyaç yok sanırız.

Her Ülkenin Kendi Küresel Isınması

Belki bu başlıktaki gibi bir kavram henüz bilimsel anlamda küresel bir netlik kazanmadı ama bir bakın; Tüm dünya küresel olarak ısınırken ısınmanın etkilerinin daha çok görüldüğü, doğal felaketlerin, kuraklığın katlanarak arttığı coğrafyalara bir göz attığımızda fosil yakıt bağımlılığının yoğunluk gösterdiği tüm bölgelerle birebir örtüştüğünü göreceksiniz. En büyük örnekleri, ABD, Çin, Hindistan, Ortadoğu ve elbette TÜRKİYE…

Aşırı hava olayları ABD’yi sevdiğinden vurmuyor, Çin sellerle boğuşurken, Hindistan boşuna 50 derecede kavrulmuyor, Ortadoğu dünyanın en büyük çölü olma yolunda hızla kuraklaşmıyor.

Türkiye de bu katastrofik değişimin çok önemli bir parçası. Türkiye kuraklık haritası Doğu ve Güneydoğu’yu aşarak, termik santrallerle, dereleri HES borularına sokan dev şirketlerle büyük mücadeleler veren Marmara, Trakya, Akdeniz ve Karadeniz’e kadar genişledi.

Hani hep “Balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı hava dalgası” vardı ya, hala geliyor sağlı sollu, üstelik bize gelene kadar hep yaptığını yaparak, yağış bırakarak ama buraya gelince artık hiçbir şehrimize uğramadan üzerinde ağaç kalmamış dağlara, ot bitmeyen bayırlara bırakıyor yağmurunu, karını.

Tüm büyük şehirler bir yandan susuzluk tehtidini yaşarken, diğer yandan da sel altından çıkmıyor. Doğal dengesinde yağış bırakacak bulutlar toprakla ve yeşille buluşamadığından es geçiveriyor artık, adına “Büyükşehir” dediğimiz beton yığınlarını. Yoğunluğu fazla olanlar ise bir anda bırakıveriyor, ancak o da toprakla buluşamıyor, sel oluyor denizlere akıyor; her yerini beton ve asfalt ile kaplamışız ya doğanın…

Gelemeyen kışlar artık sadece felaketin başlangıcı, nice “Susuz Yaz“ların habercisi, daha da kötüsü bitmekte olan tarımımıza son darbe ile daha da artacak ithal tarım ürünlerinin müjdecisi. Ankara için ise, önümüzdeki aylarda hala akar şekilde bulursak önce kimyasal Kızılırmak arseniği, sonrasında ise acil servis yolu demek.

Açlığına Koşan Türkiye

Dedik ya, “artık kış gelmiyor, kar yok, yağabilen yağmur ise sel olup boşa akıyor” diye. Kentliler pek bilmez, kar çiftçinin ekin garantisidir. Ekinleri dondan korur, bahar geldiğinde su kaynaklarını besler, sonraki ekinlerin de yüksek verimle topraktan çıkabilmesini sağlar. Bu yaz göreceğiz, önce hasatlar boşa gidecek, toprak artık mahsul vermeyecek, yine marketlerde fiyatlar yükselecek (gizlenen enflasyonun da üzerinde hem de), devlet ise ‘tedbir‘ adı altında yine ithalata yüklenecek. İşte bu da bizim kendi elimizle körüklediğimiz Küresel Isınma’dan payımıza düşen olacak.

Hani Toprak Mahsulleri böyle zamanlarda açıklamalar yapar ya “Şu kadar buğdayımız, bu kadar hububatımız var. Bize şu kadar zaman yeter de artar bile” diye, o ise en büyük tehlike. Zaten buğdayımızın %70’i, hububatımızın %75’i, diğer tarım ürünlerimizin ise türüne göre %60-80’i ithal ürünlere dayalı iken, kendi tarım ürünlerimize güvenmek de artık tam anlamıyla kendimizi kandırmak anlamına geliyor, üstelik de devlet eliyle.

Neden mi? Sene 1991, dünya tohum devi Cargill Türkiye’de ilk tohum fabrikasını açar. Yıllar içerisinde Türkiye’deki yatırımlarını genişletirken Ülker başta olmak üzere bir çok ‘siyasi bağlantılı’ yerel şirketler ile ortaklık kurar. Bu yatırımlara, yine bir dünya gübre ve tohum devi olan Monsanto da katılıverir ilerleyen zamanlarda. Arada Monsanto Cargill’i satın alır, dünya kimya devi Bayer’le ortak olur, Türkiye’deki yatırımları ise, hisseleri pek çok alt kuruluşlarına yayılmış olarak 30’a yakın fabrikaya ulaşıverir.

Birkaç yıl önce GDO skandalları patlak vermeye başlayınca hükümetimiz de yasak getirmişti ya GDO’lu ürün ithalatına; bizim ihtiyacımız yoktu ki böyle bir yasağa, bizim zaten ‘yerli‘ üretimimiz olan tohumumuz da gübremiz de, hayvan yemimiz de zaten kimysal ve “Yerli GDO’lu“!.
Yani o TMO’nun böbürlene böbürlene bahsettiği tahıl silolarımız tamamen kısır tohumlarla üretilmiş, geldikleri tarlaları da tamamen yine yeniden alınması gereken ‘genetik‘ tohumlara bağımlı.
Yani o silolar boşaldığında, teknolojisi ve sermayesi ABD ile Almanya’dan güdümlü fabrikalar ne derse o olacak, ne fiyat isterse biz de onu vereceğiz işte.

Durun daha bitmedi, tehlikeyi kendi elimizle biraz daha büyütüyoruz durmadan. Hani “Terörle Mücadele” deyip bir de Suriye’de savaşa girdik ya, Tanrı korusun yarın AB veya ABD “Yeter artık, başta ses etmedik ama siz savaş suçu işliyorsunuz” deyip Türkiye’ya ambargo koymaya kalksa, artık ne yiyecek bir lokma ekmeğimiz kalır, ne de içecek suyumuz. Ya da birkaç yıl daha aynı kafayla devam edersek, kendi getirdiğimiz kuraklık ve kendi kendimize bitirdiğimiz tarımımızla doğa kendiliğinden yapacak bize aynısını…

Akılla Kurulan Bir Ülke Hamasetle Değil Yine Akılla Kurtulur

Mecliste “Başkan bizi Afrin’e götür” diyerek kendi şehitleriyle adeta dalga geçen siyasetçilerin hüküm sürdüğü, üstelik iktidarın verdiği gazla kendilerine oy vermiş vermemiş tüm milliyetçilerin de adeta korkunç bir akıl tutulmasıyla desteklediği bir savaş ortamında, o kadar yere göğe koyamadıkları memleketin bakmayı akıl edemedikleri bir yerden ellerinden kayıp gittiğini görmek gerçekten acı veriyor insana. Daha da ötesi, kitlenin çoğunluğu karşısında gerçekleri görebilen bir avuç azınlığın çaresizliğidir içimizi sızlatan.

Dileriz ki bu akıl tutulması bir an evvel son bulur, hızla sonuna koşan ülkede yeniden akıllılar hakim olabilir. Zira bilimin ortaya koyduğu çareler ortada sahipsiz dururken, gözümüzü kapatarak koştuğumuz uçurum ve hazin son da ortada…

– VU/İnadına Haber / 26 Şubat 2018 Pazartesi –

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s