‘Sosyal’ Değil ‘Fiziksel’, ‘Karantina’ Değil ‘Sıkıyönetim’, ‘Savaş’ Değil ‘Mücadele’

Tüm dünyanı başı 3 ayı aşkın bir süredir, ‘Novel Corona‘ adı verilen bir virüsten kaynaklanan ‘Covid-19‘ adlı bir salgınla dertte. Bu salgını kontrol altına alabilmek, halklarını bu yeni hastalığa karşı koruyabilmek ve hayatlarını kurtarabilmek için ise her ülke bir takım önlemler alıyor, yöntemler geliştiriyor ve canla başla uğraşıyor. Bu geliştirilen yöntemlerin yanısıra bir de, yepyeni ama bir o kadar da yanlış terminoloji gelişiyor.

İster kendiliğinden deyin, ister yönlendirmeli, bir çok tehlike barındırıyor bu yeni terminoloji. Tüm detayına girersek işin içinden çıkamama riski de var ama içlerinde üç çok önemli ve büyük hata var ki, tüm hayatlarımızın ne kadar yanlış bir yönde ilerlediğinin de göstergesi gibi adeta.

Sosyal Mesafe de Nedir Yahu?

Salgının başından bu yana, tüm sağlık örgütleri hastalığın yayılımını engelleyebilmek amacıyla insanlar arasındaki etkileşimin önüne geçilmesinin gerekliliğine vurgu yapıyor ve bu önlem, salgına karşı alınacak tedbirlerin başında yer alıyor.
Ancak bu yöntem adlandırılırken her nedense, özellikle Amerikan CDC (Hastalık ve Korunma Kontrol Merkezleri) tarafından tanımlandığı şekliyle ‘Sosyal Mesafe’ terimi kullanılıyor ve başta yine ‘sosyal medya‘ diye adlandırılan sanal ortamlar üzerinden tam gaz promosyonu yapılıyor.
CDC’nin veya benzer kaynaklardan içeriği oluşturulan Wikipedia maddesinde yer alan tanımını bir kenara bırakırsak, “Sosyal Mesafe’yi Korumak” aslında insani değerler ve sosyolojik hareketlilik anlamında fiziki olarak sosyalleşmekten uzak durmak, toplum içerisine bulunmaktan veya burada oluşan bireysel etkileşimlerden kaçınmak, yerelde ise geleneksel aile, arkadaş veya herhangi sosyolojik topluluklardan veya bu topluluklardaki bireylerle araya bir ‘sosyal etkileşim‘ engeli koymak, tam adını koyarsak da ‘asosyalleşmek’ anlamına geliyor.
Halbuki bilimin ışığında sağlık terminolojisine dönersek, gerekli olan şey sadece fiziksel temastan kaçınmak, nefes yoluyla bulaşma risk mesafesi olan 1,5 -2 metreyi korumak, riskli durumlarda maske ile eldiven kullanımı ve hijyenik temizlik kurallarına uymak, değil mi?

Zaten bu doğrultuda uzunca bir zamandır da Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu kavramın yanlış kullanıldığı ve asıl tanım olarak ‘Fiziksel Mesafe‘ teriminin kullanımının doğru olduğu yönünde resmi ve sosyal medya üzerinden açıklamalar yapıp duruyor. Ancak ABD’nin bu kuruma karşı saldırıları göz önünde bulundurulduğunda, onların da seslerini duyurabilmeleri çok mümkün olamıyor haliyle. Hele ki o sosyal medya şirketlerinin bir çoğunun ABD merkezli olduğu düşünülürse.

Toplum içerisinde yer alarak da fiziksel mesafeyi korumak mümkün, hiç denediniz mi yoksa o ABD merkezli şirketler üzerinden ‘sosyalleşmek’ daha mı kolay geliyor hala?

Karantinada mıyız Biz Şimdi?

Türk Tabipleri Birliği salgının başından beri Türkiye’de tam karantina uygulanması için çağrı yapıp duruyor. Ülkenin ekonomik olarak dibi gördüğü gerçeğini bir kenara bırakırsak, en azından seslerini birileri duymuş olacak ki geçtiğimiz Cuma gecesi 24:00 itibariyle, her ne kadar tam bir Türk işi olarak tarihe geçse de, 2 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Bir kısım “Hah işte, karantina başladı” dese de bunun adı bu değil aslında. Hem tıbbi anlamda, hem de batıda uygulandığı şekliyle karantina uygulamasında evlerinden çıkması izin verilmeyen bireylerin sağlık kontrolleri yapılır, olası taşıyıcı ve risk gruplarının virüs taramaları gerçekleştirilir, hızlı bir şekilde sonuçlar değerlendirilip karantina sonunda kimin tedavi altına alınacağına, kimin ise normal hayatına devam edebileceğine karar verilir.
Biz de olana baktığımızda ise, insanlar iki günlüğüne evlerine kapatılıyor, birileri ekmek dağıtıyor, polis de gördüğüne ceza kesiyor.

Şimdi kimse kendini kandırmasın; bunun adı tıbbi olarak ‘Karantina‘ değil, tam olarak mülki ve idari anlamda ‘Sıkı Yönetim‘dir.

Savaşta mıyız Peki?

Şöyle bir bakıldığında özellikle Avrupa ve Asya merkezli bir çok bilim kuruluşları ve enstitülerinde çalışan aklı başında bilim adamları, bu virüse ve salgına karşı var güçleriyle bir ‘mücadele‘ veriyor ve tüm açıklama, makale veya medya açıklamalarında da bu ‘mücadele’ye vurgu yapılıyor.
Ancak özellikle Amerikan kökenli kuruluşlar, ABD, Türkiye ve benzer ideolojik görüşe sahip ülkelerdeki siyasetçiler bu virüs ve salgınla sürekli bir ‘Savaş’ halindeler. RNA’lara füzeler gönderiliyor, virüse karşı silahlar kullanılıyor, savaşın sonunda ise ya hücreler, ya da virüs ölüyor, kısacası ortalıkta kan gövdeyi götürüyor.

Şimdi burada, özellikle hayatları sanal dünyalarda savaş oyunlarıyla geçen kesimlerin olayı daha kolay anlayabilmeleri mi hedeflendi, yoksa o şiddet dili bu kadar mı hayatlarımıza nüfuz etti de kimse reddetmedi?

Sadede gelirsek; bir virüs salgını var, salgın sonrasında dünyanın değişeceğinin kesinliği ve hatta nasıl değişeceği konuşuluyor. Ancak sırf söylemler ve terimlere bakacak bile olsak gidişat pek de iyi yönde olacak gibi değil. Başımızı kaldırdığımızda görünen, tam tersine daha da sanal bir hayat, daha da ticari bir dünya ve daha da bireyselci bir toplum. Değişim sadece hakim Kapitalizm’in şeklinde, sunumunda ve uygulanış şeklinde olacakmış gibi görünüyor.

Bizler elbette sosyal insanlar olarak her mücadeleyi ‘savaşsız ve silahsız‘ olarak ‘akıl ve bilgi‘ sürdüreceğiz, bu zoraki kabullenmeleri de reddedeceğiz. Tehlikeyi göremeyen veya şimdiden kabullenenlere sözümüz ise;
Hayat insanlarla ve hep bir aradayken, barış içerisinde güzel, diğeri ise adı üzerinde ‘sanal’ işte…”

– W / İnadına Haber / 12 Nisan 2020 Pazar –

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s