Siz Yaptınız, Dersinizi Onlar Verecek

Gideren dozu artan savaş politikaları, kışkırtılan ırkçılık, körüklenen anlamsız milliyetçilik, her türlü ahlaksızlığa örtü niyetine kullanılan din maskesi, bir de yetmezmiş gibi ABD seçimleri.
Aaaa, kuşa bak” derken, gittikçe yüzsüzleşen ve gemi azıya alan, halkı kul belleyen bir iktidar, devlet itibarını yerle yeksan eden bir yönetim, tarihin en değersiz seviyesinde bir TL, dibe vuran ekonomi ve geleceği ipotek altına alınmış bir ülke.
ABD seçimleri yorumu mu? Suretine bak, aslını gör; al birini vur ötekine işte. Bize tek faydası ise, sureti niyetine aslına istediği kadar sövebilme özgürlüğü. Düşünsenize, fikir özgürlüğümüz bile ABD VPN’li artık, o da seçim bitene kadar.

30 Ekim’de İzmir’de yıkılan veya hasar gören tüm binaların ruhsatı resmi belediye kayıtlarına göre 1999 öncesi. Bir çoğu da zaten ruhsat aldıntan sonra ‘zayıflatılmış’ ve ‘daha kullanışlı’ hale getirilmiş. ne bakanlık, ne de herhangi bir devlet kurumu ise bir türlü ‘görememiş’…
1999 Gölcük depremi sonrasında icat edilen ve yurt çapındaki tüm yapı stokunun güçlendirilmesi amacıyla toplanan deprem vergilerinde toplam tahsilat 35 Milyar Dolar, başlangıçtan itibaren sırf bankada faize yatırılsa getireceği ek gelir ise hesaba dahil bile değil.
O günden beri soruluyor “Deprem Vergileri Nereye Gitti?” diye. 2011 yılında dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şok bir açıklama yaparak “Yol yaptık, havaalanı açtık, sağlığa harcadık” vs. demişti. E bu ihaleleri kimlerin aldığı düşünüldüğünde gerçek cevap daha da netleşmiyor mu?: “Vergileri afiyetle aramızda paylaştık ve yedik…”.

30 Ekim 2020 İzmir depreminin ardından, “Alışmış kudurmuştan beterdir” misali, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum şu anda Türkiye çapında 1,6 Milyon civarında riskli konut stoku bulunduğunu belirtmiş ve “Riskli binalarda oturmayın” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Aynı Bakan 4 Şubat 2020 tarihinde yaptığı açıklamada ise riskli bina sayısını 6,7 Milyon olarak açıklamıştı. Demek ki, deprem vergilerinin hesabı soruldukça bu rakamda da bir revizyon ihtiyacı hissedilmiş.

Peki gerçek gündemi ne Türkiye halklarının?
Din mi? İman mı? Bayrak mı? “2023” mü? “Lozan bitecek, dertler gidecek” mi? Başkan Trump mı?
yoksa,
Açlık, yoksulluk, işsizlik, hastalık, geleceğe karşı umutsuzluk, ülkece bölünmüşlük, kışkırtılan kutuplaşma, olağanlaştırılan şiddet, hukuksuzluklar ve son sürat feleketimize koşuşumuz mu?
Ne büyük bir kaos tablosu, ne kötü bir “Türkiye Geleceği” resmi değil mi? Acı olanı ise, suda kaynayan kurbağa misali, bu büyük resmi görememek, acıyı kanıksamak, tüm bu felaket emarelerini dahi normalleştirmek olsa gerek herhalde…

Ancak İzmir Depremi bir kez daha gösterdi ki, hala umut var sanki…
Devlet paçasını kurtarmaya çalışırken ve deliğinin daha da derinliklerine gömülürken, bu ülkenin dört bir yanından yurttaşlar her derdini bir anda unuttu, İzmir’deki felakete odaklanıverdi. Belediyeler, Sivil Toplum Kuruluşları, örgütlü örgütsüz her türlü sivil platform ve dayanışma organizasyonları bir anda, sanki ilahi bir güç ile kenetlenmiş gibi bir araya geliverdi ve var güçleriyle yardıma koştu.

Hak arayış eylemlerini bir anda unutup kurtarma çalışmalarına katılan Maden İşçileri, bir çırpıda yapılan organizasyonlarla bir araya gelen arama-kurtarma ekipleri, dayanışma organizasyonları, barınma-beslenme-hijyen gibi elzem ihtiyaçları bir anda toparlayıp ihtiyaç sahiplerine ulaştıran yardımlaşma ağları. Hatta kendi borcunu unutup depremzedelerin ihtiyaçları için 3-5 kuruş birikimlerini yardım amacıyla İzmir’e aktaran milyonlarca yurttaş…

İlk andan itibaren sivil inisiyatifle harekete geçen ancak aynı zamanda da son derece profesyonelce yapılan işbölümü ile başlatılan kurtarma çalışmaları ise kısa sürede ilk meyvelerini de verdi:
Elif ve Ayda Bebek…

Bu iki pırıl pırıl çocuk, sadece ailelerinin değil, tüm Türkiye’nin de umudu, sevinci ve gururu oldular. Gözlerindeki pırıltı ve yaşam sevinçleri hangimizin yüreğini kıpır kıpır etmedi ki?

8 gündür iktidarın tüm saptırmalarına karşın yaşananlar, yine sadece depremzedelerin veya İzmirlilerin değil, tüm Türkiye’nin umudu oldu. Bir anda unutulan güncel dertler ve komünisti, sosyalisti, liberali, muhafazakarı, ülkücüsü, islamcısı, Kürt’ü, Türk’ü, vesair bilimum kökenden gelen yurttaşın bir anda birleşip yardım ve dayanışma duygularıyla kenetlenebilmesi hepimize gösterdi ki, her ne olursa olsun bu toprağın halkları, her türlü kışkırtmaya ve kutuplaştırmaya rağmen, her daim zor zamanlarda birlik olabilme gücü ve duygusuna ‘hala’ sahip.

İktidar kendini nasıl ‘yüce’ bir konuma koymaya, ne kadar kendini ülkenin ve devletin sahibi gibi görmeye, ülkeyi de bu amaç doğrultusunda bölmeye çalışırsa çalışsın, bu halkların içerisinde hala bir kıvılcım mevcut.
Evet bu ülkeyi siz bu hale getirdiniz, herşeyi siz yaptınız…
Ve dersinizi de, umutlarımızı yeniden yeşerten başta Elif ve Ayda bebek olmak üzere, onları kurtarmak için herşeyi göze alan kahramanlar, en güzel dayanışma örneklerinden birini daha gözler önüne seren tüm yurttaşlar verecek, hesabı ise tüm Anadolu soracak.

– VU/İnadına Haber – 07 Kasım 2020 –

yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s